13 May

Hangisi Daha Zevkli?

DERS ÇALIŞMAK MI? İNTERNETTE TAKILMAK MI?

Çalıştığınız dersi zevkli hale getirebilmek için elinizden geleni yapın, en azından ilginizi çekebilecek yönleri bulmaya gayret edin, ancak bu da olmuyorsa kitabı defteri bir kenara atmayın.

Dışarıda arkadaşlarla beraber dolaşmak varken; bilgisayar başında oyun oynamak, internette sörf yapmak varken; televizyonda bu kadar çok seyredilecek dizi sizleri bekliyorken, "Ders çalışmak bunlardan daha zevklidir." dersem bu sözüme hiç kimse inanmaz; bunu biliyorum!

Benim lise yıllarımda-ki 1985-1988 yıllarına tekabül eder- zaman geçireceğimiz o kadar çok şey yoktu. Commodore 64 adı verilen, bilgisayar demeye dilimin varmadığı bir teknoloji harikası vardı! Vardı ama bulunduğum ilde sayılıydı diyebilirim. İsmini biliyordum, ama cismini birkaç defa görmüşlüğüm vardır. Benim zamanımda Atari salonları yaygındı. Aileden gizli kaçak gitmişliğim çoktur. Birkaç defa polislerin yaşınız küçük deyip bizi dışarı çıkarıp korkuttuğu da olmuştur.

İnternet zaten hak getire. Öyle bir kavramın kendisinden haberdar değildik. 1990'lardan sonra internet diye bir şeyin varlığından haberdar olduk. Dolayısıyla bilgisayarla, internetle, oyun oynayarak geçirecek bir zaman söz konusu değildi.

Gidip AVM'lerde dolaşma, vakit geçirme, arkadaşlara takılma gibi zaman alıcı şeyler de yoktu bizler için. TRT dışında da bir kanal yoktu. Dolayısıyla televizyonda seyredileceklerin de alternatifi olmadığı için açık büfe televizyon izleme şansınız da bulunmuyordu. Şimdi benim ve benim yaşımdaki hocalarınızın, babalarınızın, annelerinizin esip gürlemesine bakmayın! "Biz sizin zamanınızdayken şöyle çalışırdık, böyle çabalardık..." cümleleri çok da gerçekle örtüşmüyor. Bizim de zamanımızda zaman alıcı bu kadar şey olsaydı, bizi de görürdük! O nedenle bizle sizi kıyaslamayacağım.

Gelelim tekrar konumuzun ana eksenine… Öğrencilerin ezici bir çoğunluğu çalışmaktan hoşlanmaz. Hatta daha iddialı bir cümle kurayım: %95’inden fazlasının zevk alarak ders çalıştığını sanmıyorum. Zevk alıp, bunun vazgeçilmez bir aktivite olduğunu düşünen az sayıda öğrencinin olduğunu kabul ediyorum. Ancak bu tipler zaten derece yapma peşinde koşan azınlık bir grup! Benim gibiler ise top peşinde koşan çoğunluk gruba dahildi! Bu azınlıklardan biri benim lise arkadaşımdı. Adını vermeyeceğim ki afişe olmasın! Bu arkadaşım Türkiye 4.'sü olarak Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği'ni kazandı. Bu arkadaşla yazın karşılaştığımızda "Ne yapıyorsun, günlerin nasıl geçiyor?" diye sorduğumda verdiği cevap çok enteresandı: "Günlük 8 saat çalışmaya bünyem o kadar alışmış ki, kendimi şu an boşlukta hissediyorum!" demişti. Bu tip öğrenciler için çalışmak bir zevke ya da alışkanlığa dönüşmüş olabilir, ancak büyük çoğunluk için bunun böyle olmadığını çok net biliyorum. Peki, bütün bunlardan sonra ne yapalım; zevk almıyorsak çalışmayalım mı? Çalışmadan kazanma şansı yok mu? Ne yazık ki bu işin acı bir reçetesi var, o da çalışmak. Kimseden o nedenle sihirli bir formül beklemeyin. Bu acı reçeteyi içmek zorundayız. Zevk almasak da sonuç almak için buna mecburuz. Zannetmeyin ki lise yıllarımda ben ders çalışmadım, sabahtan akşama aylak aylak dolaştım. Öyle olsaydı şu an karşınızda olmazdım. Zevk almadım, daha doğrusu öyle bir beklentiyle kitabın başına geçmedim. Gerçekliği kabul edip, yapılması gerekenleri bir görev bilinciyle yerine getirmeye çalıştım. Zevk aldım mi; nadiren olmuştur. Ama ben hedonist bir beklenti içinde olmadım. Çalıştığınız dersi zevkli hale getirebilmek için elinizden geleni yapın, en azından ilginizi çekebilecek yönlerini bulmaya gayret edin, ancak bu da olmuyorsa kitabı defteri bir kenara atmayın. Bunu bir mecburiyet ve görev olarak görmeye çalışın. Hayatta her zaman istediklerimizi yapma şansına sahip değiliz ve olmayacağız. Bunu akıldan çıkarmadan sorumluluk bilinciyle hareket etmek lazım.

Bir de bu sıkıntıyı ömür boyu çekmeyeceğinizi bilin. Üniversiteye kapağı attığınızda bu kadar zorlanacağınızı zannetmiyorum (istisna üniversiteler ve bölümler olabilir, bunu da belirteyim).

Şunu da akıldan çıkarmamak lazım: Sizin yaşadığınız sıkıntıları diğer arkadaşlarınız da çekiyor. Yani sadece size has bir durum değil yaşadıklarınız.

Özetle; bu başarı yolculuğunun kahramanı sizsiniz. Eğer siz gerekli olan çalışma iradesini göstermezseniz, dershanenizin, belgelerin, öğretmenlerinizin yardımı da bir noktaya kadar olacaktır. Kimsenin elinde ne yazık ki başarılı olmanızı ya da sınavı kazanmanızı sağlayacak sihirli bir değnek yok. İş hem sizde başlıyor hem sizde bitiyor!

Bu yazı sayesinde geçmişe dönüp hayallere daldım. Hey gidi günler diyerek o güzel günleri bir kez daha yad ediyorum. Umarım sizler de gelecekte bu günlerinizi yüzünüzde güzel bir tebessümle anarsınız.