04 Nis

Aileler; Hayat Buradan Başlıyor

Anne baba olmanın, en hoşa giden ve en merak edilen yönü, çocukların her yıl bir önceki yıla göre davranışlarının ve kabiliyetlerinin değişmesi ve gelişmesidir. Yerde sürünmeler ve sırtüstü yatmalar birden emeklemeye, emeklemeler de yürümeye dönüşür. Çocuklarda oluşan bu değişiklikler ebeveynlerde hayret duygusu uyandırır. Eğer anne ve baba bu değişiklikleri iyiye kanalize edebilirse; çocuklarının yeteneklerinin açığa çıkmasına ve yeteneklerinin gelişmesine ve değişik konuları daha iyi anlamalarına yardımcı olur.

“Ana baba tutumlarının aile yapısı içerisinde önemi büyüktür. Özellikler çocuğun kişiliğinin oluşumu üzerinde önemli bir etkisi vardır. Ailenin çocuğun sosyalleşme sürecine en önemli katkısı sağlık bir birey olarak yetiştirilmesi fonksiyonudur. Çocuğun yetiştirilmesinde ana hedef sağlıklı bir kişiliğe sahip olarak topluma kazandırılmasıdır. Çocuğun kişilik özelliklerinde kalıtımsal özelliklerin ve çevrenin etkisinin önemi yadsınamaz. Çocuğun kişilik özellikleri ve davranışları başlangıç düzeyinde ailenin etkisi altındadır. Kimi davranışları onanır, kimi davranışları da reddedilir bu da davranış örüntülerinin oluşmasına sebep olur. Çocuk onanan davranışlarının kendi faydasına olduğunu düşünüp tekrar etmeye başlar. Bu tekrarlarla oluşan davranışlar kalıplaşır ve kişiliğin hatlarının oluşmasını temin eder” (Yörükoğlu, 1996, s. 45) .

Bazı çocukların sözel yetenekleri, sayısal yeteneklerinin çok gerisinde kalabilir. İyi okuma yapamasalar bile, çok iyi toplama, çıkarma ve çarpma yapabilirler. Bazı alanlardaki ilerleme iyi yönde gözlemlenirken, bazı alanlarda geri kalmışlık mutlaka desteklenmelidir. Okumada yavaş olan çocuğun bu eksikliğini gidermesi için bol bol kitap okuması hem teşvik edilmeli hem de takip edilmelidir. Burada şunu söylemeden geçemeyeceğim; Kitap okuma konusu her açıldığında anne babalar öğrenci olan çocuklarının hep az okuduğunu söylerler. Bununla birlikte bu alışkanlık sizlerde var mı? Sorusuna karşılık hep kaçamak cevaplar verir ve bahane üretirler. Çocuklarımıza okuma alışkanlığı kazandırmak öncelikle onlara sizin okuyacağınız kitaplarla başlayacaktır. Okumayı kendisi öğrendiğinde ise hep beraber yapılacak okumalar çocuğa kitap okuma zevki kazandıracaktır.

“Çocuklar neyin “iyi” olduğu öğretilirse dışında kalanların “kötü” olduğu konusunda kanaati oluşmuş olur. Neyin “güzel” olduğu kavratılırsa, arda kalanların “çirkin” olduğunu çıkarmaktadır. Çocukların yetenekleri ile öne çıkmış başarılı insanlarla karşılaştırmayın, kendilerine has kimliklerini yitirirler. Sürekli başarı elde etmeye koşullandırmak, hayal kırıklığının oluşmasına sebep olabilir” (Martın, 2003, s. 3-5).

Tekrar konumuza dönecek olursak; genellikle çocuklar, yeterli bilgileri almış olsalar bile kabiliyetleri çerçevesinde bunu pratiğe dökemeyebilirler.  Bu öğrenmeye karşı isteksiz olduklarını göstermez, kısaca burada beklenti düzeyimizin karşılanamaması söz konusudur. Burada ebeveynlere düşen, daha fazla gayret, çaba ve iyi diyalog kurma yolunu tercih ederek zorlandıkları alanlarda çocuklarımıza yardımcı olma ve becerilerini arttırmayı hedeflemektir. Buradaki uğraş sonucunda bir gelişme olsa bile yine istenen seviyede olmayabilir.  Başka bir açıdan konuyu ele alacak olursak, anneler, babalar, öğretmenler ne kadar çaba harcarlarsa harcasınlar bazı çocuklar, büyük sporcular, hızlı okumacılar, doğru ve güzel konuşmacılar olmayabilir.

Ebeveynlerin beklenti düzeylerini yükseltmeleri hayal kırıklığı ile sonuçlanabilmektedir. Çocukların bebeklikten çıkıp büyümeye başladıkları dönemde daha dışa dönük ve saldırgan oldukları ve daha az esnek oldukları gözlenmektedir. İsteklerine karşı hemen cevapların gelmesini istemektedirler. Yorgunum, anne uykum geldi hemen uyumak istiyorum, karnım acıktı ifadeleri en çok başvurdukları dışa vurum şekilleridir. Çocuklar büyüdükçe istek ve arzularını erteleme yetisine kavuşmaktadırlar. İstekleri karşılanmadığı zaman hemen saldırganlaşmamakta ve toleranslı davranmaya başlamaktadırlar. Değişik durumlarla karşılaştıkça gri alanların da olduğu, her şeyin siyah beyaz olmadığını anlamaktadırlar. Buradan da anlaşılıyor ki, çocuklarımıza karşı bizler de biraz büyümeleri için toleranslı olmalıyız.

Ailenin çocuğun kişiliğinin oluşmasında aile üyeleri ile ilişkisi, diğer fertlere, objelere ve tüm hayata karşı aldığı tutumun onaylanmasının temelini belirler. Aile bununla birlikte çocuğun sosyalleşme sürecinin önemli belirleyicisi olarak toplumun yeni bir üyesi olma bilincini verir ve sosyal uyumun oluşmasının temellerini atmış olur (Yavuzer, 1996, s. 74).

“Çocukluk dönem de cinsiyetler arasın farkların başladığı dönemdir. Örneğin 7 yaşında erkeklerin fiziksel özellikleri kızlara göre daha iridir. 9 yaşından sonra ise durumda biraz değişiklik göstermekte ve kızlar daha gelişim göstermektedir. 12 yaşında bir kız çocuğun boy ve kilo olarak erkek yaşıtlarından daha boylu ve kiloludur. Somut kavrama ve mantıksal ilişki yeteneğinin oluştuğu bir dönemdir. Cinsel konulara ilgi yoğun değildir. Oyun oynama çocuğun hem sosyal hem de zihinsel gelişimine katkı sağlar. Bu dönemde anne babanın yanına arkadaşlar katılmış ve etkileşim yeni sosyal çevre eklenerek devam etmektedir” (Kulaksızoğlu, 2002, s. 16-17) .

Çocukları ile yeteri kadar ilgilenemeyen aileler karşılaşacakları problemleri garipsememelidirler. Bu gerçekten hareketler çocuklarla yetişkinler arasında bir uyum ve insicam çok önemlidir.

Birçok farklı durumla karşılaşan çocuklar bu durumlara ayak uydurmak için büyüklerin yardımına ihtiyaç duymaktadırlar. Çocuklarınız özellikle kardeşler arası diyalogları istediğiniz gibi yönetemez. Bu süreç içerisinde, mevcut durumda oluşacak gerginliklerin üstesinden gelmek için mutlaka çocuklarınıza arabuluculuk yapmak ve durumu çatışmaya dönüştürmeden yoluna koymak zorundasınız. Burada arabuluculuk tabirini bilerek kullandım. Tarafsız kalmalı, güçlü-güçsüz, büyük-küçük, kız-erkek ayrımlarına gitmeden dengeyi mutlaka sağlamalısınız. Bu süreçte, sen büyüksün, sen abisin veya ablasın, sen erkeksin, sen kızsın gibi hem ayrıştıran hem de araya mesafe koyan, duvar ören bir diyaloga zemin hazırlamamanız gerekmektedir.

Nasıl bir duruş sergilemeliyim diye sorarsanız; her ikisinin konumunu da ortaya koyan, ikisine de yakın olmadığınızı ifade eden bir tercihte bulunmalısınız. Çoğu zaman da aralarda oluşan problemleri kendilerinin çözmesine fırsat vermelisiniz. Bu süreçte bir hakem gibi değil, bir gözlemci gibi davranmak daha zordur. Burada oluşan esnemeleri ve anlayışlı olma durumlarını (hemen orada değil) farklı bir zeminde ödüllendirmelisiniz.

Çocukluk yaşlarında her yeri siyah ya da beyaz şeklinde tanımladıkları için ve benimseme duyguları üst düzeyde olduğu için oyun ortamlarında çocukların anlaşmazlığa düşmeleri olağandır. Ebeveyn olarak çocukların bu anlaşmazlıkları kendi aralarında çözümlemelerini umarız. Ancak her zaman umduklarımızı bulamayız. Çocukların bu süreçte ara yolu bulmalarına yardımcı olabilmek için sağlanmış bir diyalog zemini bu durumun öncesinde mutlaka şarttır. Çocukları yakından inceleyip onlar üzerine çokça yorum yapma imkânı varken şimdilik bu konuyu sonra ele almak üzere bir kenara bırakıyoruz.

Sınavlara hazırlığın yoğun bir şekilde eğitim hayatımızda yer aldığını düşünürsek bu çalışmamızda sınavlara hazırlanan ailelere birinci ergenlik ve ikinci ergenlik dönemlerini yaşarken birçok sınavla karşılaşan gençlerle nasıl diyalog kurulması gerektiği üzerinde durmak istiyorum.

Bazı kısa tavsiyeler;

Önceden yaşayabileceği değişiklikler konusunda gençler yeteri kadar bilgiye sahip olmalıdır. Bu bilgiyi paylaşma dönemine dikkat edilmelidir. Burada mutlaka bilgiyi siz verin demiyorum. Hatta özellikle siz vermeyin, ama sağlıklı bir şekilde öğrenmesine zemin hazırlayın.

Hızlı fiziksel değişimde yaşanacak kazalar karşısında aşırı eleştirel olmamalı ve bu dönemde veliler olarak daha esnek davranmalısınız. Fiziksel değişmeyi şakaya alan yaklaşımları yapmamalı, ima bile etmemelisiniz. “Boyun ne kadar uzamış, yüzün ne hale gelmiş ne kadar kilo almışsın” yönündeki cümleler masum gibi görünse de dikkatli olunmalıdır.

Kısacası bu dönemdeki değişiklikler hem genç tarafından hem de aile tarafından kanıksanmalıdır. Bu süreci en sağlıklı atlatmanın yolu iyi diyalogların yaşandığı aile ortamının oluşturulmasıdır. Bu diyalog zemininde iletişim kanalları ne kadar açıksa sıkıntı o kadar az sorunla atlatılır. Hiç sorunsuz atlatılmasını beklemek ise bir yanılgı olur.

Dr. Abdulrezzak ÇİL